|
Ana Sayfa
|
|
 |
Kitaplık |
| Kitabın adı: ““Ege’nin Unutulan Türkleri” |
|
“Onikiada Türkleri’nin varlığından habersiziz” diyor kitabında Bahadır Selim Dilek. Bahadır Selim Dilek bir gazeteci. Ege adalarında unuttuğumuz Türklerin öyküsünü ve çilesini dile getirmiş “Ege’nin Unutulan Türkleri” adlı yapıtında.
Küresel sermaye baronlarının çıkarlarının olduğu bölgelerde etnik ve dini azınlıklar ön planda tutuluyor. Ancak küresel sermayenin çıkarının olmadığı bölgelerdeki azınlıklar istikrarsızlık unsuru olarak görülüyor. Bu azınlıklar ya tamamen görmezden gelinip yok sayılıyor ya da unutuluyor. Tıpkı Batı Trakya Türkleri veya Rodos ve İstanköy’deki, bugün sayıları 5 bin civarında tahmin edilen Türk azınlık gibi. Lozan Antlaşması’nın sağladığı haklardan yararlanamayan Onikiada Türkleri, önce 1912’den 1943 yılına kadar İtalya’nın, 1947 yılından sonra da Yunanistan’ın baskıları sonucu bugün tamamen yok olma noktasındadır. Bu kitapta, Onikiada Türklerinin yaşadığı trajedi, Cumhuriyet’in ilk yıllarından 1960’lı yılların sonuna kadar olan döneme ilişkin resmi yazışmalara dayanılarak anlatılmıştır. Belgeler, Onikiada Türklerinin nasıl baskı altında tutulduğunu, tarihi mirasın nasıl yok edildiğini, vakıflar üzerinde oynanmakta olan oyunları gözler önüne sermektedir. Kitaptaki belgelerin çoğu ilk kez tıpkıbasımlarıyla birlikte okurun bilgisine sunulmaktadır. Önce çok kısa bir tarihçe verelim, sonra 262 sayfalık bu kitabın önemli bulduğumuz yerlerini özet olarak dikkatinize sunacağız.
“Onikiada” deyimi, adaların sayısından değil, Osmanlı’nın yönetim tarzından kaynaklanıyor. Bu adalar 1911-12 Trablusgarp Savaşları sırasında İtalyanlar tarafından işgal edilmiş. Amaç, oralara denizden yapılacak Osmanlı yardımını engellemek. Türkiye Lozan’da bu fiili durumu onaylamış. Adalar böylece, 2. Dünya Savaşı sonuna dek İtalyan yönetiminde kalmış. Savaşın mağluplarından olan İtalya’dan alınmış 1947 Paris Antlaşması’yla adalar, gelgelelim bize değil Yunanistan’a verilmiş. Gerekçe Rum nüfusun fazlalığıymış. Atatürk döneminde bu adalarla yakından ilgilenilmiş, kitapta belgeleri var. Fakat daha sonra ne Türkiye, On iki ada Türkleri’nin haklarını savunabilmiş, ne de bu Türkler kendi haklarına sahip çıkabilmişler. Ada Türkleri, Batı Trakya Türkleri gibi azınlık statüsünde değiller. Son yıllarda diplomatik kimi girişimleri nedeniyle Yunanlılar Türkiye’yi adalarda (özellikle Rodos ve İstanköy’de) “azınlık yaratmakla” suçluyorlar. Rodos kökenli Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Türklerin sorunlarını İKÖ’ye taşıması, Yunanlıları fena ürkütüyor. Konu zaman zaman AB organlarının gündemine de taşınıyor, ancak Ankara-Brüksel arasındaki temaslarda konu başlığı bile olamıyor. AB bu adalarda sayıları 5 bini bulan Türklerle değil, Türk vakıfları ile ilgileniyor, oradaki eserleri onartıp amaç dışı kullanıma sunulmasına ön ayak oluyor. Yunan tarafı, Pontus ve Helen Soykırımı diye yeni yeni başlıklar bulurken, Türk tarafı son senelerde Türk-Yunan dostluğundan dem vurup sirtaki oynuyor onlarla.
Kitaptan önemli özet bilgiler:
- Rodos Türklerinin cenaze işlerini yapacak din görevlileri bile yok. Cenaze yıkanan gasilhanede dev lağım fareleri cirit atıyor. İbadete açık tek cami var. Öbürleri ya bakımsız ya da amaç dışı kullanılıyor. Bunların ibadete açılmasına Yunanlılar izin vermiyor. Türk çocuklarına din dersi verilemiyor. Enderun Camii, ikona müzesi oldu, tepki yok.
- Türkler doğrudan işyeri açamıyorlar. Mutlaka Yunanlı bir ortak gerek.
- Türkçe eğitim veren okullar bir bir kapatılıyor. Amaç Türkleri eritmek. Girit’ten Rodos’a göçen Türkler bakımından bunu neredeyse başarmışlar. Bu Türklerden vaftiz olanlar var. Oysa Osmanlı, adalara dil ve din özgürlüğü vermiş, Rodos ve İstanköy dışındakilere Türk nüfusu yerleştirmemişti.
- Murat Reis Türbe ve Külliyesi üzerine oynanan Yunan-ABD ortak oyunu. Murat Reis Türk değil, Osmanlı’ymış. Yunanlılar Evkaf Dairesi’ne sürekli masraflar yaptırarak elindeki arazi ve malları sattırmaya zorluyorlar. Vakıf gelirlerinden ağır vergiler alıyorlar. (AB baskısıyla özel yasalar çıkararak bizdeki azınlık vakıflarını ihya edenler utansınlar).
- Fethi Paşa Vakfı ve Kütüphanesi, bu adalardaki Türk mührünün alamet-i farikası. Arapça, Farsça, Türkçe 2 bin dolayında el yazması eser var bu kütüphanede. Fatih devrinden kalma altın yazmalı 4 adet Kur’an-ı Kerim de var bu eserlerin arasında. İlk fizik, ilk cebir ve ilk astroloji kitapları da burada… Namık Kemal, Rodos valisiyken 3 yıl bu kütüphanedeki eserler üzerinde çalışmış. |
|
|
Bu kitap 529 kez görüntülenmiştir. |
|
|
Bütün kitapları görüntülemek için buraya tıklayın... |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
En Çok Okunanlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|