|
Ana Sayfa
|
|
 |
Köşe Yazarları - Erkan Azizoğlu |
| BİZE NEDEN TEK YÜZ YETMİYOR? |
|
Bugün artık iki yüzlüler de tarihe karıştı ve etrafı yüzsüzler sardı. Böyle bir ortamda iki yüzlülük konusunu ele almak bir anlam ifade eder mi bilmiyorum. Umarım, havanda su dövmüş olmayız.
Nedir iki yüzlülük? Sözlükte: Özü sözü bir olmayan, yüze gülen, riyakâr, mürai olarak tanımlanmıştır.
İnsan ilişkilerimize dönüp baktığımızda; her şeyin bir iç, bir de dış yüzünden bahsederiz. Bu nerdeyse kanıksanmış bir hal almıştır. Halbuki her şeyin bir yüzü vardır. Yani doğru bir tanedir. Ama biz gerçeği gizleyerek, olayın bir dış yüzünü yaratırız.
Her şeyin gerçeğini gizlemeye çalışırız. Bu durum alışkanlık haline geldiği için de; işimize gelmediği, menfaatimize dokunduğu yerde hep meseleyi çarpıtarak diğer bir şekilde anlatırız. Hatta bazen normal bir arkadaşlık ilişkisinde bile, gerçekleri saklarız.
Bu davranışı bazen masum sebeplerle bazen de çıkarımız için yaparız. Bazen de “kişilik” halini aldığından devam eder gider. Bu tutuma “iki yüzlülük” demek yerinde olur.
İki yüzlülük, er geç ortaya çıkmaktadır. Bunu kısa vadeli çıkarı için kullananlar, belki amaçlarına ulaşmış olurlar, belki ortaya çıksa da onlar için önemli değildir. Ancak, karşıdaki kişiyi kesinlikle kaybederler. Aslında kaybeden tarafın karşıdaki değil, kendilerinin kaybettiğini çok sonra anlarlar.
İki yüzlülük, karşı tarafta hayal kırıklığı, acı, üzüntü ve güvensizlik meydana getirir. Aslında iki yüzlü insanları sevmeyiz, yanlış yargı ile bakarız ve uzak dururuz. Sevmememize rağmen kendi ilişkilerimizde, yinede iki yüzlü olmaya devam ederiz. Yani başkası yaparsa kızarız ama ne hikmetse kendimiz de yapmaya devam ederiz.
Uzmanlara göre beynin doğruyu söylerken daha az çalışma gösterdiği, yalan söylemek için ise daha fazla zaman harcadığı ve çalışma gösterdiği tespit edilmiştir. Tabi bu yalanın söylendiği andaki durumudur. Söylendikten sonra yalanın etkileri devam eder. Hatta başımıza sonradan işler açar, kafamızı yorar. Yalan beyin olarak da bizi çok yorar. Doğru ise hiçbir zaman yormaz. Hatta “Her zaman doğruyu söylersen, ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın.” Bu cümleden de anlaşılacağı üzere; bir müddet sonra kime, olayın iç yüzünü, kime dış yüzünü anlattığımızı unutur ve pot kırarız. Hatta hata yapacağız diye hep aklımızda tutmaya çalışırız. Demek ki doğruyu söylememek yorucu bir şey.
İki yüzlülük bazı kişilerde bir ahlâkî sorun olarak da ortaya çıkar. Belki de birbirimizden etkilenip böyle davranıyoruz. Öyle ya herkes doğduğunda iki yüze sahip ama riyakâr değil. Ailemizden, arkadaşımızdan, çevremizden alarak riyakâr (ikiyüzlü) oluyoruz. İçimiz ayrı, dışa yansıttığımız ayrı, evde ayrı, işyerinde ayrı, fakire ayrı, zengine ayrı davranıyoruz. Mesela “şu adam güzel huylu, temiz adamdır” deriz yüzüne ya da bir yakınına. Ama arkasından ise “paspalın teki” deriz.
Kimse birbirine inanmıyor ve herkes birbirinden şüphe ediyor. Acaba gerçek mi yalan mı söylüyor diye. Artık çıkar ilişkileri, ahlâksız tavırlar ve adaletsizlik o kadar aldı yürüdü ki; iki yüzlülük genel bir huy haline geldi nerdeyse.
Bir de iki yüzlü dostlar vardır... Kendi işlerine geldiğinde çok iyi dost olduklarını göstermeleri, işleri düşünce sanki her an sizi düşünüyorlarmış gibi gözükmeleri, tabi bunun yanında kendilerini çok akıllı zannetmeleri de cabası… Sanki kimse farkında değil. Yaptıkları kısaca ikiyüzlülük. Bazen acınacak durumda da olabiliyorlar. İki yüzlü davrandıkları kişilerin anlayıp da bir şey dememelerini ve olgunluk göstermelerini, karşı taraf anlamamış gibi değerlendirmezler mi..! Bu da çok komik bir durum olarak çıkıyor karşımıza…
Bizler çok iyi biliyoruz ki insan sosyal bir varlıktır. Toplu halde yaşamak zorundadır. Dolayısıyla, cemiyette dostu da olacaktır, düşmanı da. Diğer bir ifade ile her Ahmed’in Ebu Cehil’i olması gayet normaldir. Anormal olan dost görünüp düşmanlık yapmaktır. Hz. Ali’nin dediği gibi, düşmanın en büyüğü düşmanlığını gizleyendir. Size düşman olduklarını hal ve davranışlarıyla ortaya koyanlardan korkmanıza lüzum yok. Gerekli tedbiri alırsınız. Esas korkulması gerekenler düşmanlığını gizleyenler, yani iki yüzlülerdir.
Atalarımız “Hayvanın alacası dışında, insanın alacası içinde” demişler. Gerçekten de biz biliriz ki yılan sokar, aslan parçalar, köpek ısırır, kedi tırmalar. Ama insanın ne yapacağını önceden kestiremiyoruz. Çünkü onun alacası içindedir. Bize düşen zâhire göre hükmetmek olduğu için de çok defa yanılıyoruz. Nitekim adam sadık görünür, hain çıkar. İlk bakışta adam sanırsınız, oysa yoldan çıkmış bir sapıktır.
Sonuç olarak şunu söylemek gerekir: Belki toplum olarak geri kalmamızın sebeplerinden biri de herkesin birbirine inanmaması, güvenmemesi ve toplumsal olarak pozitif şeylerden çok daha yorucu meslelerle uğraşmamızdır. Buna bir dur dememiz gerekmiyor mu sizce?
Lütfen, bu güne kadar herkes nasılsa öyle idi. Ama artık samimi olalım. Çünkü, söylediğiniz ya da duyduğunuz hiçbir şey sır değildir. Görüp de anlatmadığınız sırdır. Sonradan duyulup rezil olacağımıza, baştan doğruyu söyleyip vezir olalım.
Bu nedenle, her ortamda ve her kişiye, her şeyin doğrusunu ama sadece doğrusunu düşünür ve konuşursak daha sağlıklı bir ruh yapımız olur. Samimi, güven duyulan ve sevilen kişi oluruz. Ve böylece daha da mutlu oluruz. Geçici mutluluklar bir gün biter. Maskeler bir gün düşer. Sonradan üzülmeyelim. Onun için diyorum ki; ikiyüz tane yüze sahip olalım ama iki yüzlü olmayalım. Yani iyi bir baba, iyi bir anne, iyi bir arkadaş, iyi bir meslektaş, iyi bir komşu, iyi bir lider, iyi bir yönetici …… olalım ama dürüst ve tek yüzlü olmaya çalışalım. Saygın ve mutlu kalın... |
|
| Makale İle İlgili Resimler. (Resimleri büyütmek için üzerine tıklayın.) |
|
|
|
|
|
Bu makale 1113 kez okunmuştur. |
|
|
Yazarın diğer yazılarını okumak için buraya tıklayın... |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
En Çok Okunanlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|