Kişiler birçok şekilde Azınlık olabilir. İnsan, dünya görüşüyle, toplum içindeki duruşuyla, yaşantısıyla, ilkeleri, fikirleri, düşünce yapısı veya meydana getirip ürettikleri ile de Azınlık durumuna düşebilir.
Azınlık, kelime anlamı itibariyle, sayıca az, çoğunluktan az olan veya içinde yaşadıkları toplumun, devletin büyük çoğunluğunu oluşturan kesimden din, dil, etnik köken gibi özellikleri ile farklı olan kesim (ekalliyet) gibi anlamlar ihtiva eder.
Bu bağlamda “Ulusal Azınlık nedir?” diye sorabiliriz. Frof. Dr. Gencay Saylan’a göre Ulusal Azınlık, genel olarak uluslararası hukukun normları çerçevesinde yapılmış, uluslararası antlaşmalarla belirlenen, tanımlanan toplumsal kollektiviteyi ifade etmektedir. Bu tanıma göre Batı Trakya Türk Azınlığı, uluslararası antlaşmalarla (Lozan Antlaşması) belirlenmiş ve tanımlanmış Ulusal bir Azınlık’tır.
Vatanımız Yunanistan, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzaladığı Lozan Barış Antlaşması ile Batı Trakya’da yaşayan “Müslüman Azınlığın” dil, din, ırk ayrımı yapılmaksızın yaşam ve özgürlüklerinin korunmasını, ibadet, dolaşım ve göç özgürlüğünü, yasalar önünde eşitliğini, çoğunluğun yararlandığı siyasi ve sosyal haklardan yararlanmasını, Azınlığın her çeşit kurum ve kuruluşta kendi dilini kullanabilmeleri için gereken kolaylıkların sağlanmasını, Müslümanların her türlü hayır kurumu, okul ve benzeri kurumları kurarak bunları yönetmek, kendi dillerini özgürce kullanıp öğrenmek, dini kurum ve vakıflar için tam himaye sağlamayı kabul etmiştir.
Öte yandan ülkemiz Yunanistan, 1995 yılında “Ulusal Azınlıkların Korunması için Çerçeve Sözleşmesi”ni de imzalamıştır. Ancak imzaladığı bu sözleşmeyi henüz meclis onayından geçirip yürürlüğe koymuş değildir. Bu anlaşma, Ulusal Azınlık ve Azınlık fertlerinin hak ve özgürlüklerinin korunması, kanun önünde eşitlik, ekonomik, sosyal, politik ve kültürel hayatta etkin eşitlik, kimliklerin temel unsurlarını yani dil, din, gelenekler ve kültürel miraslarını korumak için gerekli şartları teşvik etmek, sindirme politikalarına karşı koruma, toplanma, dernek kurma, ifade, düşünce, din ve vicdan özgürlüğü, bunları uygulama özgürlüğü, Azınlığın kendi dilinde bilgi ve düşüncelerini iletme özgürlüğü, kendi özel eğitim kurumlarını kurma ve yönetme hakkı, kendi dilini öğrenme, sivil örgütlere katılım gibi bu ve buna benzer birçok özgürlükleri ihtiva eder.
Ülkemizde 1991 sonrası başlatılan “İsonomia-İsopolitia” yani kanun önünde eşitlik ve eşit yurttaşlık politikaları ile, Azınlığın vatandaşlık haklarında gözle görülür bir iyileşmeden söz edilebilir. Örneğin, inşaat ve traktör ruhsatları alımında sağlanan kolaylıklar, sürücü ehliyeti alımındaki kolaylıklar, ev tamiri, arsa, tarla gibi taşınmazlar için tapu alımında sağlanan kolaylıklar.
Mesele Azınlık Hakları’na gelince, böyle bir ilerlemeden bahsetmek mümkün değildir. Eğitimimiz halen yetersiz ve gün geçtikçe kötüleşiyor, vakıflarımız eritiliyor, kendi yöneticilerimizi halen seçemiyoruz. Müftülerimizi ve Cemaat Başkanlarımızı seçemiyoruz. Dernekleşmede hala büyük sorunlar yaşıyoruz. “Türk” ve “Azınlık” kelimelerini derneklerimizde hala kullanamıyoruz.
Hal böyle iken, ülke yönetimi, uluslararası antlaşmalarla tanınmış olan Azınlığın haklarını yeterince veremezken, birilerinin bu azınlık üzerinde bir çeşit “mikromilliyetçilik” yaparak başka azınlıklar oluşturmaya çalışmasını, iyi niyetle bağdaştırmak mümkün olmasa gerek. |