|
Ana Sayfa
|
|
 |
Köşe Yazarları - Cengiz Ömer |
| Bartolomeos ne kadar Türk Ortodoks’uysa, biz de o kadar Yunan Müslüman’ıyız |
|
En son bilimsel bulgulara göre bilinen Türk tarihinin en az on altı bin yıllık bir geçmişe sahiptir. Şanlı ve insanlık dolu bir Türk tarihi… Öyle bir tarih ki, dünyaya medeniyet öğretmiş, insanlığa insanlık katmış bir Türk tarihi.
Atalarımız dünyanın dört bir yanına dağılmış, gittikleri coğrafyaları da aydınlatmış. Karşılaştıkları milletlere dostluk, edep ve ilim sunmuştur. Yaralıların yarasını sarmış, yardıma muhtaç olanlara yardım eli uzatmış, onlara müşfik davranmış, zayıfı kollamış, zorba ve zalimlere haddini bildirmiştir. Egemenlikleri altında bulunan halklara hiçbir zaman haksızlık etmemiş, aksine onları kollamış, korumuş ve diledikleri gibi yaşamaya teşvik bile etmiştir. Yani onların okullarına, ibadethanelerine, kültürel miraslarına dokunmamış aksine bunları yaşatmaları konusunda her türlü olanakları sunmuştur.
Zamanla egemen oldukları topraklardan çekilmek zorunda kalan atalarımızın bu topraklarda emanet olarak bırakmak zorunda kaldığı Türk azınlıklarının başına gelenleri tarih kaydetmiştir ve kaydetmeye devam etmektedir. Özellikle batılılar, ülkelerindeki Türk ve Müslümanlara insanlık dışı muamelelerde bulunmuş, onları tarih sahnesinden silmek için her türlü vahşeti uygulamıştır. Fransızlar milyonlarca Cezayirliyi katletti, İspanya Müslümanların kökünü kazıdı, Ermeniler birlikte yaşadıkları Türklere soykırım yaptılar, Yunanlılar kendilerini Katolik dünyası karşısında yok olmaktan kurtarmış olan ve Yunan kültürünün günümüze ulaşmasında yardımcı olan Türkiye’ye karşı baş düşman kesilerek Türkleri arkadan hançerledi. Türkiye’ye saldırarak savunmasız Türk halkına katliam yaptı.
Eğer Osmanlı ve genelde Türkler, batılıların ve Yunanlıların iddia ettiği gibi vahşi, saldırgan egemen oldukları topraklardaki halklara soykırım uygulamış olsaydı, bugün batıdan ve Yunanistan’ın varlığından söz etmek mümkün olamazdı. Türkler dileseydi, hepsini en güçlü oldukları dönemlerde tarih sahnesinden silerdi. Ama öyle bir şey söz konusu bile olmadı. Oysa Batı ve Yunanistan, ilk fırsatta Türkleri yok etmek için harekete geçmiştir. Bu hareket devam etmektedir. Bugün dünyaya yayılan Türk ve İslâm düşmanlığı bunun en büyük göstergesidir. Hz. Peygamber’e hakaretler, minare yasakları, cami saldırıları, Türklerin Ermenilere yaptığı sözde soykırımın dünya çapında resmen tanınma kampanyaları bunun apaçık delilleridir.
Ülkemiz Yunanistan’da da durum farklı değildir. Her yıl çoğalan Türk düşmanı örgütlere durmadan Türk düşmanı etkinlikler yaptırılmaktadır. Okullarda okutulan kitaplar, Türk aleyhtarı propagandalarıyla doludur. Kilise her fırsatta Türk düşmanlığı yapmaktadır.
Ülkemizde en büyük Türk düşmanlığı Batı Trakya Türklerine yapılmaktadır. Batı Trakya’da yaşayan mazlum Batı Trakya Türklerinin Milli Kimlikleri Yunanistan tarafından inkâr edilmektedir. “Batı Trakya’da TÜRK AZINLIK YOKTUR” denilmektedir.
Kültürel hakları -ki bunlar aynı zamanda milli kimliği de ifade eder- uluslar arası anlaşma ve antlaşmalarla koruma altına alınan Batı Trakya Türklerinin milli kimlikleri, yani Türk oldukları inkâr edilmektedir. Bir azınlığın milli kimliğini inkâr etmek, o azınlık topluluğuna yapılabilecek en büyük kötülüktür.
Bu kin ve düşmanlığın bir çaresi yok mu? Bunun ortadan kalkması için daha ne yapılabilir?
Azınlık olarak bu haksızlığı kabul etmemiz mümkün değildir. Etmediğimiz ve etmeyeceğimiz de zaten ortadadır. Yıllarca maruz kaldığımız kültürel soykırımlara karşı asil direnişimiz, bunun en bariz örneğidir. Bundan asla vazgeçilmeyecektir.
“Batı Trakya’da Türk Azınlığı yoktur, Müslüman Azınlık vardır, Lozan’da böyle geçer” diyen Yunanistan, işine geldiği zaman “Batı Trakya’da Pomak, Çingene ve Türk doğumlular vardır” diyebiliyor. Peki, Lozan Antlaşması’nın neresinde “Yunan Pomak azınlığı”ndan bahsedilmektedir? Varsa göstersinler. Sözde Yunan Pomak azınlığı yaratmaya gelince en üst makamlardan en sıradan Yunanlı vatandaşa kadar herkes propaganda yapmaktadır. Ama Türk Azınlığı’ndan söz edildiğinde neredeyse herkes düşman kesilmektedir. Kendini Türk olarak tanımlayan Azınlık mensuplarını hain, millî tehlike, bölücü ve Türkiye’nin ajanları olmakla suçluyorlar. Patrik Bartolomeos, sadece “Biz Rum’uz” dedi diye Türkiye kendisine ne zaman ajan nitelemesinde bulundu? Türkiye devleti ve Türk kamuoyu Rumların millî kimliğini inkâr etti mi? Kendilerine “Siz Rum değil, Türk Hıristiyanlarısınız” dayatmasında bulundu mu? Asla böyle bir şey olmadı.
Şunu herkes iyi bilsin:
Bartolomeos ne kadar Türk Ortodoks’uysa, Batı Trakya Türkleri de o kadar Yunan Müslüman’ıdır.
Bizler sadece haklarımızın tanınmasını istiyoruz. Bunların başında da yaşamsal öneme sahip olan milli kimliğimizin tanınması gelir. Millî kimlik; var olmak, hayatta kalabilmek demektir. Milli kimlik olmadan hiçbir halk yeryüzünde var olmayı sürdüremez. Bu, su ve hava kadar önemlidir. Herhalde Yunanistan’da sadece su ve hava almak biz Türklere bir lütuf olarak görülüyor. Bu ikisinden hayvanlar da nasiplenmektedir. İnsanları hayvanlardan farklı ve üstün kılan ise, kültürlerinin toplamı olan milli kimlikleridir. Milli kimliğimizin inkâr edilmesi, Yunanistan’da Türklere olan bakış açısını gözler önüne sermeye yeterlidir sanırım. |
|
|
Bu makale 117 kez okunmuştur. |
|
|
Yazarın diğer yazılarını okumak için buraya tıklayın... |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
En Çok Okunanlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|