|
Ana Sayfa
|
|
 |
Köşe Yazarları - Feyzullah Hasan Kâhya |
| ‘EKÜMENİK’LİK ÜNVANI NEYİN NESİ? |
|
Son zamanlarda ekümenik kavramı üzerinde ve bu sıfatı resmi olarak İstanbul Rum Ortodokslarının Dinî Önderlerinin kullanma yetkisinin olup olmadığı, Müslümanların bu tartışmalara karışıp karışmamaları hususunda tartışmalar sürüp gidiyor. Bu tür tartışmaları sürekli gündemde tutarak rant ve başarı elde edebileceklerine inananlar var ve oldukça bu lüzumsuz tartışmalar da sürüp gidecektir.
Burada tartışmalara fazla girmeden, bu konuda kafaları iyice karışan okuyucularımızı bilgilendirmek gayesiyle, tamamen tarihî gerçeklere ve belgelere dayanarak bu yazıyı yazmayı lüzumlu gördüm. Bunun dışında herhangi bir dini kurumu veya kişileri aşağılama ve hakaret etme gibi bir art niyetimizin omadığını vurgulamak isterim.
İstanbul Rum Cemaati’nin kendi belgelerinde de ifade edildiği gibi; Milâdi 451 yılında Roma İmparatorluğu zamanında Kadıköy'de, dini konuları konuşmak üzere toplanmış olan bir konsey (conseil) çerçevesinde, o zamanın İstanbul Patrikliği’ne İmparator tarafından ilk defa bu tarihte ekümenik unvanı verilmiştir. Daha önce böyle bir şey söz konusu değildir.
Bu ünvan o zamanın Roma İmparatoru tarafından bütün Hıristiyanları hâkimiyeti altında daha rahat tutabilmek için kiliseyi, olağan üstü yetkilerle donatarak gücüne güç katmayı amaçlamıştır.
Roma İmparatorluğu zamanında Ekümenik ünvan kisvesini nasıl kullandıklarını, İmparatorların ve kilisenin dayattıklarına itaat etmeyen Hıristiyan din kardeşlerine nasıl zulm ettiklerini, kendileri de bütün dünya da çok iyi biliyor. Yüzyıllarca Hıristiyanlık Dinini ve Ekümenik ünvanı kullanarak farklı Hıristiyan mezheplere ve cemaatlere zulmetmeyi hangi incilden ve hangi Hıristiyanlıktan öğrendiler biz bilemiyoruz. Bunu bilen bir Müslüman veya Hıristiyan varsa bizi de bilgilendirirse memnun oluruz. Yoksa resmi okutulan Hıristiyanlığın dışında gizli bir Hıristiyanlık mı var? Doğrusu insanın aklı bu tür çarpıklıklara bir türlü ermiyor.
Yukarıdaki bilgilerden de anlaşıldığına göre Ekümenik’lik, Hz. İsa’nın vefatından 451 yıl sonra ve tamamen dünyevî amaçlarla Roma İmparatoru tarafından verilmiş bir ünvandır. Ne İnciller’de, ne de Hıristiyan İnancında Ekümenikliğin yeri ve dayanağı olmadığını açık ve net bir şekilde anlaşılmaktadır.
Kısaca Ekümenik’lik tarihte de günümüzde de tamamen siyâsi ve politik amaçlarla kullanılmıştır. Hz. İsa’nın tebliğ ettiği din ve gerçek Hıristiyanlığın ruhuna da tamamen aykırıdır. Hıristiyan âlemi de bilerek veya bilmeyerek ‘ARHON’ların dayatmalarına boyun eğerek istismar ediliyorlar.
Bunun dinî bir mesele olduğunu ve Hıristiyanların iç meselesi olduğunu savunan ‘Müslüman şövalyelere’ de şaşıyorum doğrusu. Bir insanın tarihten ve gerçeklerden bu kadar kopuk olması ancak akıl ve basîret tutulması ile izah edilebilir. Mensup oldukları dinin savunucusu ve tebliğcisi olmaktan çok, tarih boyunca İslâm’a ve insanlığa en büyük ihanetleri ve zulümleri yapmış olanların savuculuğunu yapmışlardır. Bilimsellik ve objektiflik bu ise biz almayalım, onların olsun.
İstanbu Rum Patrikhanesi M.451’de 1453 İstanbul’un fethine kadar tam bin yıl ‘Ekümenik’ ünvanı kullanmıştır. Fatih Sültan Mehmet de ’Ekümenik’ ünvanı kullanmamakla beraber saf bir şekilde Patrikleri üstün pâye ve yetkilerle donatmıştır.
Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethettikten sonra, İskenderiye ve Kudüs Patrikhaneleri’ni İstanbul Patrikhanesi’ne katarak, ‘Ekümenik’liği tekrar kazanmıştır. Osmanlı hâkimiyeti altında tanınan imtiyaz ve yetkilerini kötüye kullanarak, farklı mezhep ve dillere mensup Osmanlı teb’ası Hıristiyanları Patrikhane’nin dayattığı şekilde ve Rumca ayın ve ibadet etmeye zorlanmıştır. Ermeni, Bulgar, Slav ve Arap dillerini kullanan Hıristiyan inancına mensup cemaatlerden gelen şikâyetlerin haddi hesabı yoktur. Hıristiyan din kardeşlerine zulm etmekle yetinmeyerek, Osmanlı Cihan Hâkimiyeti’ni dumura uğratacak her türlü ihanetin ’EKÜMENİK RUHANÎ’ merkezi olmuştur. Resmi ve gayri resmi belgelerle, ‘Ekümenik’ ihaneti en ufak bir şüphe bırakmayacak şekilde tescil edilmiştir. Mustafa Kemal ATATÜRK’ün tasviriyle; Türk cografyasında ihanet şebekesi gibi faaliyet gösteren fitne ve fesat ocağı olarak nitelendirilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Batı Trakya Müslüman Türklerinin tapu senedi niteliğinde olan Lozan Barış Antlaşması’yla İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi’nin ‘Ekümenik’liği resmen lağvedilmiştir. İstanbul sınırları dâhilindeki Rum Ortodoks Cemaatin din hizmetlerini yürütmek gayesiyle, sınırlandırılmış bu yetkileriyle İstanbul’da kalmasına müsade edilmiştir.
Tarihi süreç içerisinde Patrikhane’ye tanınan yetki ve imtiyazları kötüye kullandığından bir daha dirilemeyecek şekilde kendi kendini bitirmiştir. Bu durum hem Rum Ortodoks Cemaat için, hem de Türkiye’de yaşayan,’Ekümenik’ iddialardan tarih boyunca müzdarip olmuş diğer Hıristiyan Cemaatler için de daha hayırlı olmuştur.
Temennimiz, Türkiye ve dünya üzerinde ‘emperyal güçler’ ve ‘arhon’ların çevirdikleri dolaplara(eğer bereber çevirmiyorlarsa) daha fazla alet olmadan ihanetlerinin büyüklüğünü idrak ederek samimi bir şekilde dinlerine, kurumlarına ve vatanlarına hayırlı hizmetlerde bulumalarıdır.
Bu konuda yani emperyal güçlere alet olmamış, dinlerine, vatanlarına ve milletlerine ihanet etmemiş, 21. yy.ın hukuk ve mücadele normlarına uygun mücadele veren, teröre ve gayrı meşru örgütlere hiç bulaşmamış ve desteklememiş ÖRNEK Azınlık olan Batı Trakya Müslüman Türklerini örnek almalarını tavsiye ederiz. Zorlukları ve mahrumiyetleri olabilir ama riski ve kaybı yoktur. Hz. İsa ve Havarilerin de Romalıların emperyal güçlerine karşı mücadelelerini ve zaferlerini bu yolla elde ettiklerine inanıyoruz. |
|
|
Bu makale 193 kez okunmuştur. |
|
|
Yazarın diğer yazılarını okumak için buraya tıklayın... |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
En Çok Okunanlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|