|
Ana Sayfa
|
|
 |
Köşe Yazarları - Feyzullah Hasan Kâhya |
| İSKEÇE MİTROPOLİTİ VE EMPATİ |
|
İnsanlığın kemali, olgunluğu, kendimiz için istemediğimiz bir şeyi başkası için de istememeye bağlıdır. Empati, bir insanın, kendisini karşısındaki insanın yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır. Empati, bireyler ve toplumlar arası ilişkilerin sağlıklı bir şekilde yürümesini sağlayan 'bir davranış sergileme biçimi ve anlayışı'dır. Diğer bir ifade ile 'başkalarının duygularını anlamaya çalışma ve tavırlarını onların ruhsal durumlarına göre ayarlayabilme becerisi'dir. Bu beceri, ikili insan ilişkilerinin sağlıklı yürümesinin temelini oluşturur.
Geçen hafta yerel yunan gazeteleri; İstanbul Yeniköy’de bir kilisenin tamiratının İskeçe Mitropolitliği finansmanıyle tamamlanarak, İskeçe Mitropoliti’nin kalabalık bir heyetle İstanbul Yeniköy’deki kilisede açılış ayini düzenleneceğini haber veriyordu.
Bu haberi okuduğumuzda buruk bir sevinç yaşadık. Bir mabedin hayata kazandırılmış olması, velev ki bu mabed benim inancımı temsil etmese de, empati yaparak mutluluk duyuyorum. Ancak kendi inacının taş ve duvardan ibaret bir mabedi için bu kadar zahmet ve masrafları üstlenen dini bir kurumun başının, başka inançlara mensup yüzbinlerce insanın gönül mabetlerini harap etmek için üstün gayret ve faaliyet göstermesine şahit olmak da oldukça üzücüdür.
Batı Trakya Müslüman Türkleri İskeçe Mitropolit’ini göreve geldiği günden beri çok iyi tanırlar. Mitropolitlik makamına oturduğu ilk zamanlarda, İskeçe hastahanesine bir ziyaret gerçekleştirdiği sırada hastane yönetimi tarafından kendisine verilen bir bilgi onu kahr etmişti; Son 24 satte yeni dünyaya gelen bebelerin 10’da 3’ü Müslümandı...
Bartholomeos’un sırdaşı ve yakın dostu, Yunanistan Baş Episkoposluğunun en muteber şahsiyeti olan İskeçe mitropolitini, bu ürpertici haber firavunvâri arayışlara sevketmişti.
Yeni doğan Hıristiyan bebelerin ailelerine ekstra yardım ve teşvikler için İeras Sinodu’yu, alel acele harekete geçirdi. Özel olarak Batı Trakya’da yaşayan Hıristiyan ailelere takviye yardım ve teşviklerin sağlanması için kararlar alındı. Sakın yanlış anlaşılmasın, İeras Sinodos da, paralar da onların. Kıskanmıyoruz, gözümüz de yok. İstedikleri kararları alırlar, istediklerine yardım ederler. Biz buna zaten karışamayız.
Bu kararı alanlar, tamamen Batı Trakya Müslüman Türkleri’nin düyaya yeni gözlerini açmış olan masum yavrularını potansiyel tehlike olarak algılamış, demografik dengeleri tehdit ettiği zehabına kapılmışlardı. Bizi ilgilendiren ve derinden üzen de budur zaten.
Üzülerek ifade ediyorum, bu zihniyet beni çok üzdü ve tarihin taa derinliklerine sürükledi. İncillerde de olması gereken bir kıssa’yı hatırlattı.
Kâhinler, firavunun bir rüyasını yorumlarken; yeni dünyaya gelecek olan bir erkek çocuğun, krallığına son vereceği kehanetinde bulunuyorlardı. Bunun üzerine firavun, dünyaya yeni gelmiş olan masum yavruları potansiyel tehlike olarak algıladı. Kalbine korku ve dehşet hakim olunca tamamen sapıtmıştı. O dönemde dünyaya yeni gelmiş olan erkek çocukları imha ettirmişti. Tarihte hiç unutulmayacak bir zulüm örneğini sergilemişti.
O gün bu gün binlerce yıl aradan geçmiş, medeniyetin beşiği, AB üyesi gelişmiş ülke vasıflarına hâiz bir ülkenin, din otoritesinin tepesinde bulunan birisi bu zihniyetin benzerini halen taşıyorsa gerisini siz düşünün. Alt kademelerdeki din adamları, bürokrat ve siyasilere ne kaldı...
Zaten Batı Trakya’da yaşayan bütün Hıristiyan aileler, her zaman devletin ve istisnasız bütün hükümetlerin açık ve örtülü ödeneklerinden özel teşvik ve yardımlarıyla destekleniyorlardı. Buna ilâveten Kilisenin de yardım ve teşvikleri, bu bölgede yaşayan her türlü destekten mahrum Batı Trakya Müslüman Türkleri’nin aleyhine iyice dengeleri alt üst etmesine yetti de arttı bile.
Bu bölgenin Müslüman Türk insanına bugüne kadar ne Avrupa Birliği’nin herhangi bir yardım ve teşviki, ne de Yunan devletinin her hangi bir yardım ve teşviki ulaştı (birkaç işbirlikçi yandaş müstesna). Hatta ulaşması gereken asgari yardım ve teşviklerin engellenmesi için olağanüstü tedbirler alındı. Bunun en büyük şahidi ve ispatı Batı Trakya’nın Avrupa’nın en geri kalmış ve gelir düzeyi en düşük bölgesi olmasıdır.
Belki teoride ve evraklar üzerinde en büyük yardım ve teşvikler bu bölgeye aktarıldı. Belki de yardımlar geldi. Ama kimlerin elinde buharlaştı, hangi yalan ve dalaverelerle kimlerin hesabına yattı Allah bilir.
Günün birinde Avrupa Birliği’nde ve Yunanistan’da helâl süt emmiş mert insanlar çıkar da, bu dolandırıcı, vurguncu ve yalancı hırsız zalimlerden hesap sorarlarsa, herkes ibretle öğrenmiş olur ve mazlumların intikamı dünyada da alınmış olur.
Batı Trakya insanı hırsızlıklardan, yolsuzlukdan hep uzak durmuştur. Gece gündüz dürüst bir şekilde çalışmıştır. Buna rağmen gelir düzeyi en düşük bir seviyede kalmıştır. Hiç çalışmadan, hırsızlık, yolsuzluk ve vurgunu meslek edinmiş olanlarla bir ülke ancak bu kadar gelişir. Allah beterinden muhafaza eylesin! Kim bilir daha nelere şahit olacağız.
Bütün bunları ağlanmak veya şikâyet etmek için yazdığım sanılmasın. Sadece her kesin çok iyi bildiği bazı gerçekleri tekrar etmek ve milletimizin duygularına bir nebze tercüman olmak için yazıyorum. Yoksa her zaman duamız; “Allah bizi merde ve nâmerde muhtaç eylemesin!” olmuştur.
Yunanistan din otoritesinin başında bulunanlardan biri olan İskeçe Mitropolitini biraz empati yapmaya davet ediyorum. Yani kendisini Yunanistan sınırları içinde, Batı Trakya’da, adalarda, Atina’da, Selânik’te, Larisa, Yanya veya Serez’de yaşayan her hangi bir müslümanın yerine koysun. Müslümanlara ve müslümanların mukaddes değerlerine Yunanistan’da reva görülen muameleye kendisi tabi olsaydı nasıl düşünürdü ve kendisini nasıl hissederdi.
Taa İskeçe’den kalkıp İstanbul’daki herhangi bir kiliseyi, cemaati olmasa da hayata kazandırmak nasıl kendisine büyük bir moral ve mutluluk veriyorsa, Yunanistan’da yaşayan bir milyonu aşkın müslümanlar da lâyık oldukları mabetlerine kavuştukları an aynı coşku ve hazzı duyacaklardır. Yunanistan sınırları içinde yaşayan müslümanların, huzur ve saadet bulacakları mabetlerden mahrum geçen her gün ve saat, sorumlu olan herkesin sırtında bir yük olarak kalacağından kimsenin şüphesi olmasın!
Empati’nin temel ilkesini Âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Peygamber’in; “Sizden biriniz kendisi için istediğini başkaları için de istemedikçe gerçek manada iman etmiş olamaz.” Hadisi/sözü oluşturmaktadır. Bu ifade herhangi bir birey veya bireylere karşı sergilenecek davranışın, karşı taraftan bakarak belirlenip sergilemesini ön görmektedir.
Mübrek mevlit kandilinin bütün zulmetleri aydınlatması dileğiyle! |
|
|
Bu makale 244 kez okunmuştur. |
|
|
Yazarın diğer yazılarını okumak için buraya tıklayın... |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
En Çok Okunanlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|