 |
Ziyaretçi Defteri |
|
|
|
|
| Deftere yazmak için buraya tıklayın... |
|
 |
| Ad-Soyad:yüksel avcı E-Posta:alihandoktor@hotmail.com |
| Adres: muğla bodrum Tarih:04.03.2010-20:59 |
Mesaj:  |
| yardımınız için çok teşekkür ederim saygılar |
|
 |
| Ad-Soyad:yüksel Avcı E-Posta:alihandoktor@hotmail.com |
| Adres: muğla bodrum Tarih:02.03.2010-22:57 |
Mesaj:  |
| BEN DEĞERLİ AVUKATINIZ İHSAN AHMET KAHYANIN ÇOK ESKİ BİR OKUL ARKADAŞIYIM UZUN SÜREDEN BERİ ONUNLA GÖRÜŞMEK İSTİYORUM AMA BENDE UZUN UĞRAŞLAR SOUNUCU BU SİTEYİ BULDUM FAKAT TELEFON NUMARASINA HALA ULAŞAMADIM BENİ ARKADAŞIMLA GÖRÜŞTÜRÜRSENİZ VEYA TELEFON NUMARASINI E-POSTA ADRESİME YOLLARSANIZ ÇOK AMA ÇOK SEVİNİRİM TELEFON NUMARAN GEREKİRSE EĞER 0544 245 60 35 ARKADAŞIMLA MUTLAKA GÖRÜŞMEM LAZIM LÜTFEN BANA YARDIMCI OLUNUZ SAYGILAR YÜKSEL AVCI MUĞLA BODRUM |
|
 |
| Ad-Soyad:Cengiz Ömer E-Posta:cengizomer@hotmail.com |
| Adres: burdan... Tarih:22.02.2010-19:53 |
Mesaj:  |
| 2007-2009 yılları arasında nerde, ne zaman, nasıl, niçin ve kim tarafından ne tür öneriler sunulmuş?
Sorduğunuz soruyu sizden başka anlayan var mı diye önce kontrol edin sonra yazın. Kuyuya taş atar gibi soru sorulmaz.... Lütfen muğlak sorular sormayın. Açık ne net olursanız, hem daha iyi anlaşılır, hem de cevabınızı daha iyi alırsınız....
Bu sorudan bir şey anlaşılmıyor... Bir de isminizi bağışlarsanız aslında her şey çok daha anlaşılacak. Cesur ve sözünü sakınmayan yiğit Şahinlilerin köylüsü olarak isminizi yazamayacak kadar cesaretsiz olmanızı yakıştıramadım. |
|
 |
| Ad-Soyad:sahinliler.net sahinliler.net E-Posta:sahinliler.net@hotmail.com |
| Adres: İstanbul Tarih:21.02.2010-00:26 |
Mesaj:  |
| Cengiz Ömere bir sorucuk;Azınlık kimsenin babasının malı degilse 2007 2009 yılları arasında gençlerin yaptıgı öneri ve başvurular red edildi zaman nerdeydin? |
|
 |
| Ad-Soyad:Ali Rızan BORAZAN E-Posta:alirizaborazan@hotmail.com |
| Adres: Mersin Anamur Tarih:14.02.2010-09:58 |
Mesaj:  |
| Kuranianlamametodu.blogspot.com |
|
 |
| Ad-Soyad:Ali Rızan BORAZAN E-Posta:alirizaborazan@hotmail.com |
| Adres: Mersin Anamur Tarih:14.02.2010-09:50 |
Mesaj:  |
| MELEK ,İBLİS ŞEYTAN
Kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği anlaşılamazsa, Onunla ilgili ayetler ve konular da anlaşılmaz. Önce Yılarca kuranda geçen kelimelerin ne anlama geldiği, kuranın dışındaki yerlerde aranmış, ve bulunamayınca da yanlış din ve yanlış yaşam ortaya çıkmıştır. Önce kelimeleri kuranda arayarak ne anlama geldiğini doğru bir şekilde anlayabilirsek, artık onları anlamak kolaylaşacaktır. Kuranda, Ali Bulaç beyin tercümesine baktığımız zaman, 93 Yerde melek, 84 yerde şeytan,12 yerde de iblis kelimesi geçmektedir. Şunu iyi bilmek gerekir ki Kuranda geçen hiç bir kelime hiç bir kelimenin yerine kullanılmamıştır. Bir kelime başka cümleler içinde başka şeyleri ifade etmek için kullanılmış ama kesinlikle aynı kelime başka kelimenin yerine kullanılmamıştır. Şeytan ile iblis kelimesinin ne anlama geldiğini ve aralarında fark olup olmadığını sorduğum zaman bunları tanımlayan bir tanesine rastlayamadım.
Şimdi genel olarak, melek, iblis, şeytan ve bununla ilgili âdem, eşi takva cennet cehennem kelimeleri mutlaka geçecektir. bir bütünlük içerisinde işleyerek onların ne anlama geldiğini kurandan anlayarak ispatlamaya çalışalım.
2/30- Hani Rabbin meleklere: "Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim" demişti. Onlar da: "Biz Seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?" dediler. (Allah:) "Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim" dedi.
Bu Ayet üzerinde derin detaylı bir şekilde düşündüğümüz zaman, Kainatta İki Ana çatıyı oluşturan varlık olduğu anlaşılıyor. Birisi kâinata hâkim olan ve halife adıyla kâinattaki bütün varlıklara hükmedebilen, secde edilmeye layık görülen Âdemoğludur. Diğer yaratılan varlıklar ise İnsanın fiziki yapısı iblis de dâhil olmak üzere Allahın insanların dışında yaratılmış olan bütün varlıklarındır yani meleklerdir.
76/1- Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip-geçti.
11/7- O'nun arşı su üzerinde iken amel bakımından hanginizin daha iyi olduğunu denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Andolsun onlara: "Gerçekten siz, ölümden sonra yine diriltileceksiniz" dersen, inkâr edenler mutlaka: "Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" derler.
Allah kâinatı, bu günkü bilim adamlarının anlattıklarına göre yaratılalıdan bu yana on beş milyar yıl geçtiği tahmin edilmektedir. İşte Allah kâinatta insanoğlunun Yaşayabileceği ortamı hazırlayarak ve kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlunun hizmetine sunarak onları denemeye tabi tutmak için emrine amade kılmaktadır. Yani Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkları insanoğlu için yarattığını söylüyor.
45/13- Kendinden (bir nimet olarak) göklerde ve yerde olanların tümüne sizin için boyun eğdirdi. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır.
Allah insanları yaratmadan önce insanoğlunun yaşayabileceği ortamı hazırlayarak, Yerleri Gökleri hayvanları bitkileri suyu yaratarak insanoğlunun emrine amade kılmıştır. Dilediği gibi özgür olarak düşünme ve yaşama hakkı ona aittir. Ama İnsanları ve insanların emrine amade kıldığı bütün varlıkları da yaratan bir varlık olduğunu düşünmesi için onu diğer varlıklardan ayırarak, farklılık vererek, kendisini tanımasını ona yaratılmış olan varlıkların hiç birisini ortak etmemesini isteyerek denemeye tabi tutmuştur. İşte kuranda lisanı haliyle konuşturduğu varlıkları bize tanıtarak, işaretler vermektedir.
2/31- Ve Âdem’e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: "Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin" dedi. Daha önce de söylediğimiz gibi kuran, olayları sanatsal bir anlatım tarzıyla anlatmıştır. İsimleri âdeme öğrettik ifadesiyle insanoğlunun var oluşuyla başlayan teknolojik başlangıcı, insanoğlunun ömrünün bitişine kadar, devam edecek olan bilgi öğretilmesini bir çırpıda anlatarak geçmişi anı ve geleceği aynı anda kullanma sanatı yaparak tanımlamaktadır. Bir taraftan kuran böyle bir ifade kullanarak, Meleklerle âdemin farklılığını aralayarak. Bir taraftan da her ikisinin tanımını yapıp , onların ne anlama geldiğini insanlara öğretmektedir.
2/32- Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, her şeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın."
Âdem kelimesi ile melek kelimesini biri birinden ayırarak, İsimlerin hepsinin öğretildiği bir varlık olarak tanımlanan varlığın Akıl Ve iradesiyle meleklerden ayrıldığını meleklerin bildiklerinin sınırlı olduğunu ama ademin bilgisini geneli kaplayarak hepsi ile ilgili bilgi verildiği, anlatılmaktadır. Meleklerin tanımını lisanı haliyle tanımlarken,” Dediler ki: "Sen Yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. “ Ama insanoğlu hem melekler hem de kendisi için araştırdıkça inceledikçe Allah bilmediğini insanlara öğretmektedir. İnsanoğlu bir taraftan kâinattaki varlıkları inceleyerek, onlar arasındaki ayrılıkları ve beraberlikleri tahlil ederek karmaşık olan bilgileri çözerek kendisine, bulunmuş olduğu malzemelerle yeni yeni buluşlar yaparak hayatı kolaylaştırmaktadırlar. Melekler ise hepsine ait kendilerine özgü bir bilgileri olduğunu onlarda akıl olmadığını bu sebeple de imtihan da olmadığını izah ederek. İnsanoğluna yaratılmış alan bütün varlıkları incelediklerinde onlardan kendilerine ait bilgi alabileceklerini ima ederek onlardan insanlara yol öğretmeyi de anlatmak istemiştir.
5/ 31- Derken, Allah, ona, yeri eşeleyerek kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini gösteren bir karga gönderdi. "Bana yazıklar olsun" dedi. "Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten aciz miyim?" Artık o, pişman olmuştu.
Asıl burada anlatılmak istenen karganın nasıl leşi gömmeyi öğretmesinden ziyade, yaratılmış olan insanoğlunun emrine verdiği yaratıklardan yararlanmaya onların bilgilerinden istifade etmeyi anlatmaktadır. Her varlık Allah tarafından kendilerine özgü bir takım yanılgıya düşürmeyecek derecede bilgi donanımıyla yükleyerek insanların kendilerine yönelmesi ile bu bilgileri cimrilik yapmadan onlara vermektedirler. İşte meleklerin kendilerine ait bildikleri bilgiler budur, Bir portakal ağacının kendine has bilgi donanımıyla insanlara bir portakal meyvesi sunması, bir domates fidesinin kendi bilgi donanımıyla kendilerine has tad gıda ve özellikleriyle insana domates sunması veya bir kalbin kendine has bilgi donanımı ile insanlara hem bilgi vermesi hem de kedilerine has bilgilerle insanı hayrete düşüren çalışmalarıyla kendine ait görevleri yapıp durmaktadırlar.
2/ 33- (Allah:) "Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver" dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: "Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim."
İşte Allah Âdemoğluna akıl vererek onları diğer yaratıklardan ayırıp, hem kendisine ait bilgileri sorgulayıp bilgi edinmekte hem de kendisi dışındaki varlıkları deneme yanılma metotlarıyla düşünerek sorgulayarak onlar arasında bilgi ağını kurarak yeni yeni bilgiler edinmektedirler. Bir Domates hakkında bilgi, yaratılmış olan insanın dışındaki varlıklardan, kendisi dışında hiçbir varlığın haberi yoktur. Domates karpuzdan karpuz da domatesten habersiz olarak kendilerine ait bilgilerle insanoğluna secde etmektedirler. Ama insan kâinattaki yaratılmış olan bütün varlıklardan bilgi edinerek eşyanın esrarını çözmeye aday olarak, bir kar topağının yuvarlandıkça büyüyüşü gibi büyüyüp durmaktadır.
İşte Ademin isimleriyle haber vermesi Allahın insanlara vermiş olduğu akıl ve iradesiyle esrarı çözerek gün yüzüne çıkarmıştır. İnsan ilk yaratılışta bilgisi sıfır idi. işte onun bilgisi sorup sorguladıkça genişlemektedir. Tarihin bu güne kadar aktarmış olduğu belgeler insanoğlunun gün geçtikçe bilgi ve teknolojide ilerleyerek, her anın bir önceki ana göre daha ilerde olduğu bir gerçektir. Zamanımızdan yirmi yıl, elli yıl ve daha geriye doğru gittikçe ne kadar ilerleme kaydedildiği bir gerçektir. Yazının bile zamanımızdan beş bin yıl kadar önce icat edildiği halde daha önceleri yazının kullanılmadığı insanoğlunun ilerleme kaydettiğine örnek teşkil etmektedir. Daha önce yaşayan insanların binek olarak kullandıkları sadece doğada hazır olan at eşek deve fil gibi hayvanlar varken, şimdi cansız varlıkların konuşturularak insanların hizmetine sunulması bir ilerlemenin mesafe kat etmenin işaretlerindendir. Ama insanoğlunun dışındaki varlıklarda böyle bir ilerleme de yok olduğu onların yaratılışla beraber ne ile görevlendirilmişse o görev dışında görev yapamadan bekleyip durmaktadırlar. Arının bal yapması tavuğun yumurta üretmesi maymunların kendilerine ait bilgiler dışında yaratılışlarıyla görevlendirildiklerinin dışında bir ilerleme yapamadıkları bir gerçektir. İşte insanoğlu diğer yaratıklarda bu farklılığı ile ayrılarak. Halife konumuna yükselmişlerdir.
2/34- Ve meleklere: "Âdem’e secde edin" dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu.
Meleklerle insanoğlunun farklılıklarını Allah lisanı haliyle konuşturup anlattıktan sonra meleklerin yaratılışının âdemin yaratılışına göre daha basit yaratıldığını izah ederek. Meleklerin âdemin vermiş olduğu emirler karşısında boyun eğmesi gerektiğini izah ettikten sonra. Kâinatta yaratılmış olan bütün varlıkların âdem ne isterse onlara kucak açmaları gerektiğini onlar ister Müslüman isterse Müslüman olmasın dünya hayatında onların emirleri karşısında boyun eğmeleri gerektiğini anlattıktan sonra. Hepsi istisnasız âdeme secde ettikleri bildirmektedir. Şimdiye kadar hikâyelerde ve masallarda anlatılan şeytan ve iblis kavramı kuranda anlatıldığı gibi olmadığı meleklerin iblis veya şeytan hocası değil, fakat sadece iblis kavramını melek kelimesinden ayırmadan, sadece görev farklılığı bakımından diğerlerinden farklılaşarak insanı mucura kaptırmakla sadece teklif sunma görevi ile, diğer meleklerden ayrılmıştır. Yani görevi insana teklif sunmak, ama diğer meleklerde kötülüğe gitmek için teklif sunma değil sadece kötülüğe ve iyiliğe giden insanın emrine amade olmak la iblis ten ayrılmaktadır. Öyleyse İblis meleklerin hocası değil insanda, başka bir boyutla insanların emrindendir. Yani insanları yoldan çıkarmakla görevli bir melektir.
2/35- Ve dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz."
İnsanlar yaratılış olarak daha öncede bahsettiğim gibi, Bütün kâinattaki varlıkların Halifesi olmakla onlardan ayrılırken, bir de kendisini denemeye tabi tutan yerleri ve gökleri yaratan Allah’ı tanımak ve ona kulluk etmekle sorumlu bir varlıktır. Kâinat içerisindeki bütün var olan her şeyi onun emrine boyun eğdirirken, insanın da boyun eğeceği bir varlığı bulup ona teslim olması onun adına yaşaması hayatının kurallarını onun koyduğu kurallar içerisine uydurulması, istemektedir.
Bilindiği gibi insan diğer yaratıklardan düşünme akletme ve yaptığı her işi sorup sorgulayıp, bir disiplin içerisinde kendisini nefsin azgın isteklerine boyun eğmeden, Allah’a kulluk ve ibadet yapmakla sorumlu bir varlıktır.
Ayette ifade edilen” Ve dedik ki: "Ey Âdem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz” Bu ifade insanın yaşam hayatının nerde neler yapması, nerde neler yapmaması gerektiğini sınırlamakta ve onlara bir sorumluluk yüklemektedir. İnsan bilindiği gibi diğer yaratıklardan biri de, iyiye ve kötüye gide bilme eğilimiyle ayrılmaktadırlar. İşte Burada kötüye gidebilecek ve iyiye gidebilecek her iki dürtünün insana verildiğini Ve kötülüklerden gelen teklifi dinlememelerini ama iyiliklerden gelen teklifleri de yapmalarını istemektedir. İnsan her iki yöne de eğilimli olarak yaratılmış bir varlık olmakla nötr bir varlık konumuna gelmektedir. Bir başka deyişle değişik yollara gidebilmenin ve insan sıfatlarını oluşturacak malzemenin ham maddesini oluşturmaktadır. Kuranın bu Anlattıklarına psikoloji ilmide katılmaktadır. Kuran insandaki iki yöne gidebilme eğilimini takva ve fısk ve fücurla açıklarken.91/ 8- Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (Andolsun). İnsanın nasıl, kendisini arındıramadığı zaman nefsin azgın tutkularına kendisini kaptırdığı zaman başına birçok felaketler geliyorsa. Kendisini arındırmış olan insanlar da tamamen bunun zıttı olan iyilikler karşılığını almaktadır. Kuran bunu böyle açıklarken psikoloji ilmi de içimizdeki çocuk ve baba veya alt ben üst ben kavramlarıyla açıklamıştır. İşte İnsanlara Allahın, vermiş olduğu büyük mucizelerden birisidir. Kuranda geçen ,”Şu ağaca yaklaşmayın” İfadesini kullanırken bazı müfessirlerin söylediği gibi elma buğday ağacı değil, Allahın yasaklamış olduğu pis ve murdar olan bütün yiyecekler ve haramlardır. Âdemi ve eşini kuranın cennetten çıkması diye isimlendirdiği gerçek anlamında olan cennet değil, insanın günahsız bir ortamdan şeytanın kandırarak günah işleme ortamına girmesi anlamında tanımlamasıdır. Yeryüzünde belirli bir vakte kadar denenme aşamasına geçilmesi anlamında kullanılmıştır.
Buraya kadar Allah Her şeyi insanoğlu için yarattığını vurgularken yaratılmış olanların bazıları insanoğluna zarar olduğunu ve ondan kaçınmasını, bazılarının ise insanoğlu için yararlı olduğunu, ondan da istifade etmesi gerektiği anlatılmaktadır. İşte İnsanın Asıl Görevi kendisinin öz benliğine yerleştirilmiş olan fısk ve fücurun insanı yasaklanan şeylerden tatması istenmekle, Bir de ona eğilim göstermeyi engelleyen takvanın var olmasıyla, iki zıt isteğin çarpışması asıl insanın denenmeye tabi tutulmasının nedenini oluşturmaktadır.
2/2/36- Fakat şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır" dedik.
Âdem ve eşi günahsız bir ortamdan günahlı bir ortama, iblislin teklifi sonucunda düşmüşlerdi İblis yani insandaki fısk ve fücur, Âdem ve eşini Allah’ın yasak ettiklerini yapmalarına teşvik etmesi ve onların bu yanlışı bile bile yapmaları sonucunda. Artık günah işleyen bir konuma düşmesine sebep olmuşlardı. Aslında adem ve eşi bu yaptıkları yanlışlığın farkındaydı ve pişman olmuşlardı.
2/37- Derken Âdem, Rabbinden (birtakım) kelimeler aldı. Bunun üzerine (Allah da) tövbesini kabul etti. Şüphesiz O, tövbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
İşte adem ve eşinin bu pişmanlık duyması neticesinde Tövbe etmeleri yapılan bu yanlışlıktan dönmeleri Ademin tam anlamıyla varlığı şekillenmiş ve dünya sahnesinde denenmek için kendine uygun verilmiş olan rolün aktör ve aktirist haline dönüşmüştü.
Karmaşık olan Melek İblis şeytan söküklerini ayrı konularda misaller vererek tanımlamak gerekirse. Kâinatta ana çatı olarak iki varlık olduğu anlaşılmaktadır. Birisi Âdemoğlu şemsiyesi altındaki varlıklar. Bunlar nötr bir insanın takva yolunda ve fısk yolunda yürüyüp şekillenmesi Sonucunda isimler almaktadır.
2/96- Andolsun, onları hayata karşı (diğer) insanlardan ve şirk koşanlardan (bile) daha ihtiraslı bulursun. (Onlardan) Her biri, bin yıl yaşatılsın ister; oysa bunca yaşaması onu azaptan kurtarmaz. Allah, onların yapmakta olduklarını görendir.
51/56- Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.
İki Ayette hepsi insan olduğu halde, insanların yaşam biçimlerine renklerine dinlerine göre isim alarak anlatıldığı halde, İnsanlar sanki bu kelimeleri insanlardan ayrı bir varlık olarak algıladıklarından dolayı konuyu anlamada hakim olamamışlardır.Şirk Koşanlar , Kuranda Puta tapıcıları, Yahudi olanlar da ehlikitabı, insan da nötr bir yola gitmeye hazır vaziyette bir varlık olarak anlatmak istediği halde. Sanki ayrı ayrı yaratıklar olduğu tahmin edilmiştir. Öyleyse Âdem şemsiyesi altına giren, insan, şeytan, cin, Yahudi, kâfir, Müslüman, münafık vs. isimlerin hepsi insandır. Ama diğer yanlarındaki aldıkları isimler onların sıfatlarıdır. Cin insan veya cin gibi insan, kâfir insan, şeytan insan, münafık insan, olarak tanımlanmaktadırlar. Bu sebeple Şeytan tanımını, iblisin insana vesvese vererek yoldan çıkmış ve günahlarda ısrar etmesi sonucunda insanın yoldan çıkmış adıdır. Yoksa şeytan insanın dışında bir varlık değildir. Şeytan olan insanlar kendisine meyyal olan insanları kandırmaktadırlar.2/14- İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise, derler ki: “Şüphesiz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz." Ayette dikkat edildiği zaman münafık olan birisinin tablosunu çizerken, o kâfir olduğu halde Müslümanlar içerisinde sanki müslümanmış gibi bir görünüm sergilemekte kendi gibi düşünenlerin yanına geldiğinde ise biz Müslüman olanlarla alay ettik sözüyle, kendi kimliğini tanıtmaktadır.
İblis kelimesiyle şeytan kelimesinin aynı olduğu inancında olanlar kesinlikle yanılmaktadırlar İblis Ateşten yaratılmış şeytan ise insan konumuna girdiğinden dolayı topraktan yaratılmıştır.
7/11- Andolsun, Biz sizi yarattık, sonra size suret (biçim-şekil) verdik, sonra meleklere: "Âdem’e secde edin" dedik. Onlar da İblis'in dışında secde ettiler; o, secde edenlerden olmadı.
7/12- (Allah) Dedi: "Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" (İblis) Dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın."
7/13- (Allah:) "Öyleyse oradan in, orda büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin."
Yine bu ayetlerde konuşturulan varlıklar lisanı halleriyle kendilerini tanımlamaktadırlar. İnsanların dışındaki kâinatta yaratılmış olan hiç bir varlık ,verilmiş olan göreve itiraz etmezler. İblisi tarif ederken insanı saptırmakla görevli bir varlık olarak tanımlamıştık. O ateşten yaratılmış ve kıyametin sonuna kadar Allahtan yaşama süresi istemiştir.7/14- O da: "(İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.)" dedi. Yine iblis lisanı haliyle konuşturuluyor. Burada iblis Allahtan süre istese de istemese de her insanda var olan bir olgudur. Onun İnsanların diriltilip kaldırılacağı güne kadar süre istemesi onun zaten süreli olduğunu sanat yaparak kuran anlatmaktadır. Her insan da olan bir olgu ise kendisinden sonra gelecek olan nesillere bu olgu miras olarak aktarılıp durmaktadır. Bu da insanlığını sonuna kadar da devam edecektir.
7/15- (Allah:) "Sen gözlenip-ertelenenlerdensin" dedi. Ben insanlara sorduğum zaman iblis canlımı cansı mı diye sorarken bazıları canlı bazıları da cansız demişlerdi. O zaman iblis insanlardan insanlara aktarılarak ebediliğini sürdüren ve her insan yaşadıkça onda var olduğunun bir kanıtıdır. İblis adam değildir ama adamın içerisinde adam olmayı tamamlayan bir olgudur.
7/16- Dedi ki: "Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım."
17- "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın."
18- (Allah) Dedi: "Kınanıp alçaltılmış ve kovulmuş olarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım."
19- Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.
Ayetlerde imtihana tabi tutulan insanı doğru yolda yürümesini engellemek için ne tuzaklar beklemektedir.
7/20- Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir."
Dikkatlice incelendiği zaman iblis Allahtan süre istemişti ve insanların diriltilip hesaba çekilecekleri güne kadar da süre verilmişti. İnsanlar da iblis gibi bir yaratık olmuş olsaydı onlara da süre verilip yaşayacaklardı. Âdem ve eşine vesvese verirken” Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir." İşte haramı tatmakla günah işleme olayı gündeme geliyor. Ve cennetlik olan Âdem ve eşi günahsız ortamı bozarak günah işleyen bir ortama gelerek haramla tanışıyorlar. Yoksa haramı tatmayacak bir şekilde yaratılmış olsalardı onlarda melek olurlardı. Ve günah işlemezlerdi.
Kuran’da iblisin ateşten yaratıldığını, ve cinlerden olduğunu söylediği zaman , sanki cinlerin de ateşten yaratıldığına dair bir kanaat oluşmaktadır. Cinlerin kuranda Ateşten yaratıldığına dair hiçbir ayet olmadığı gibi, Bazılarının tanımladığı görünmeyen varlıklar da değillerdir. Onlar da insandır. insanlar nasıl topraktan yaratılmışlarsa cinler de topraktan yaratılmışlardır. Kuranda iblis cinlerden di ifadesi kelimenin başka bir konu ile ilgili yere konmasından kaynaklanmaktadır.
18/ 50- Hani meleklere: "Âdem’e secde edin" demiştik; İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin emrinden dışarı çıkmıştı. Bu durumda Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (tercih) değiştirmedir.
Bilindiği gibi cinlerde eylem bakımında Allaha ibadet ve kulluk yapmayan zengin şımarmış toplulukların adıydı. İblis kelimesi bilindiği gibi İnsana yanlış yapmayı teklif etmekle büyük bir haksızlık yapmıştı. Asıl İnsan Yaratılırken Allahın rabliğini kabul etmiş ona boyun eğmekle yükümlü olduğunu söylemişti.
7/ 172- Hani Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şahitler kılmıştı: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (demişti de) Onlar: "Evet (Rabbimizsin), şahit olduk" demişlerdi. (Bu,) Kıyamet günü: "Biz bundan habersizdik" dememeniz içindir. İnsan yaratılırken Allah’ı tanımak ve ona kulluk yapma eğiliminde yaratılmıştı. İşte iblisin Allaha kulluk ve ibadet etmek için yarattığı insanı sözünden caydırmak istemekle hakkı olmayan bir davranışı yapmıştı. İşte Allah onu onun için huzurundan kovmuş onun yaptıkları hiçbir sözü onaylamamıştır. O bakımdan da o insanın yaratılış gayesine uygun hareket etmeyi engellemek istemekle de yabancı konumuna düşmektedir. İşte o ayette “İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi,” İfadesiyle söylediklerimizi onaylamaktadır. Öyleyse Kuran Bütünlüğü içerisinde Kâinattaki varlıkların bazı önemli olanların isimlerinin ne anlama geldiğini kurandan karşılığını vermeye çalışalım.
Halife: Allah adına dünyada iş gören Kâinatta yaratılmış olan bütün yaratıklara hükmedebilen insanoğlunun Adıdır.
Âdem: İnsanın günah işlemeden ki hali.
Melek: İnsanın fiziki yapısı da dâhil olmak üzere insanın dışındaki bütün yaratıkların hepsi insana secde etmekle görevli varlığın adı
İblis: İyiye veya kötüye gitme eğiliminde olan insanın kötüyü teklif eden bir fısıltı, insanda yaratılışta var olan, bir melektir.
Şeytan: İnsanın iblis tarafından kötülüğü teklif etmesinin ardından teklifi kabul eden insanın adıdır.
Takva: İnsan yanlış yaptığı zaman, o yanlış davranışın yanlış olduğuna dair fısıltı veren sestir.
Akıl: İnsan hangi yola giderse o yolda insanı başarılı kılmak için insanın hizmetinde olan bir melektir.
Cin: Yabancı insanın adıdır.
kuranianlamametodu.blogspot.com |
|
 |
| Ad-Soyad:hüsnü yazıcı E-Posta:market1964@mynet.com |
| Adres: türkiye-istanbul-sarıyer Tarih:17.01.2010-21:00 |
Mesaj:  |
| MÜBADELE GEZİSİ 2008 MAYIS AYI
lozan mübadilleri vakfının düzenlediği mübadele gezisine bahçeköyden hüsnü yazıcı mehmet amcam mustafa şen saim karaman ferudun altıparmak ahmet sönmez
ile kemerburgazdan kalkan otobüsle saat gece 12 de yola çıktık
sabah 07.00 civarında ipsala sınır kapısında gümrükişlemlerinin ardından yunanistanın batı trakya bölgesine giriş yaptık
meriç nehri ile karasu nehri arasındaki kalan bölge batı trakyadır.
bü bölgede türkler yaşamlarını sürdürmektedir gümülcinede %50 iskeçede %30 ortalama nüfusları bulunmaktadır.
ilk gün dedeağaç üzerinden gümülcine (komotini) geldik dedeağaç ile gümülcine arası 50 km.kahvaltımızı gümülcinede yaptık ordan iskeçeye doğru yola çıktık (xanthi)
rodop dağları ve eteklerdeki türk köylerini geçtik
gümülcine iskeçe arası 47 km. iskeçede saat kulesinin yanında mola verdik
iskeçeden çıkarak dramaya hareket ettik
kiria adlı köyde mola verdik dramaya geldiğimizde kaynak suların çıktığı parkın içinde bulunan restaurantta yemek yedik dramadan yola çıkıp serez de bulunan otelimize yerleştik 3 yıldızlı alexender temiz oteldi
serezde çarşısını gezdik sabahleyinde kalede tepeden serezi seyrettik ordan langaza (langades) kasabasına gittik selanike 15 dakika uzaklıktadır
ordan vodinaya (edessa) doğru yola çıktık
vardar ovasını baştan sonuna kadar geçtik
karaferya (veria) şeftali ve kiraz ağaçlarıyla kaplıydı
vodina tepede kurulmuş ve mekodanya bölgesinin merkezi konumunda bir tarafı vardar ovasına bir tarafı karacaova ya bakıyor
bu bolgelere anadoludan rum ortadoksler yerleştirilmiş mübadele zamanında,
vodinadan karacaovaya doru yola çıktık
karacaovanın topraklerı bereketli ovada
ilk spustka (aridea) köyüne uğradık kahvede içtiğimiz kahvelerin parasını sahibi olan bayan almadı bizleri çok iyi karşıladılar
orda fuştan (foustani) köyüne annemin babasının köyü çiftliği varmış bizi riste karşıladı köyü ve kendi arabasıyla başka köylride nutya 3 4 köy daha gezdirdi
biz bahçeköy gurubu otobüsten ayrılmıştık otobüs kuzuşena (flotia) diğer gurubu getirmişti
ristenin arabasıyla kuzuşene gidip diğer gurupla buluştuk
kuzuşenliler bize restaurantta yemekli gece düzenlediler
vodinada 4 yıldızlı aiga (ege) hotelde kaldık
edessada vodina şelele bölgesine gittik çok güzel manzarası vardı
hediyelik eşya satan dükkandan kuzuşen halkının gösterdiği ilgi ve davete karşılık kiliselerine meryem ana figürü ve lokum alıp hediye ettik
vodina köylerini gezmeye devam ettik
gezdiğimiz köylerin hepsi güzeldi 12 ile 5 arası sieste dinlenme yapıyorlar sokaklar boş oluyor 5 ten sonra kalabalıklaşıyor
gurubumuzdan herkes büyüklerinden duyduğu evleri yerlerini araştırıyor fakat eskiden bir şey kalmadığı için geçmişten bir şeyler bulamadık
gezdiğimiz köyler hatırlayabildiklerim
prebidişta (sosandra) slatina (chrıysa)şturupuno (lykostomo) pojar (loutraki)kırlat (milla) kapityani (exaplatanos) gustulüp (kostantia) pojar köyü kayak merkezi olarak kullanılan kaymakçalan dagı eteğindeydi
gustulüp köyü babamın babasının köyü güzel bir köy bu köye mübadele esnasında Yalova elmalık köyünden Rumlar gelmişler köyün %50 si Türkçe konuşuyormuş
daha sonra Selanik(thessaloniki) yola çıktık selanikte beyaz kule sahili kaleye ve atamızın evini ziyaret ettik
mübadele zamanında selanikte liman civarında çadırlarda kalıp Türkiye yolculuğunu beklemişler
ordan kavalaya yol aldık balık lokantasında yemek yiyip dönüş yolculuğuna başladık
gümrükte free shoplarda alışveriş yaıldı molayı tekirdağda verdik köftemizi yedikten sonra güzel bir yolculuğu bitirerek evlerimize döndük
.Karacaova mübadilleri
genelde Sarıyer Bahçeköy
Kemerburgaz gümüşdere İzmir alaçatı Çanakkale biga Edirne kıyık bursa gürsü Bilecik vezirhan Kütahya merkez yerleştirilmiş
1nci kuşak varlıktan gelip sıfırdan başlayarak
2nci kuşak pera kazanarak
3ncü kuşak geçmişini arayarak 1nci kuşağın çektikleri sıkıntı ondan sonrakilerin ana vatanda rahat yaşamalarına vesile olmuştur
|
|
 |
| Ad-Soyad:hüsnü yazıcı E-Posta:market1964@mynet.com |
| Adres: türkiye-istanbul-sarıyer Tarih:17.01.2010-20:56 |
Mesaj:  |
| GUSTULÜP- karacaova-vodina Yunanistanın mekodanya bölgesi vodina ( edessa ) Karacaova gustulüp ( Konstantia ) köyü
osmanlı zamanında selanik sancağına bağlı müslüman türklerin rumeliye gazi evronos bey ile giden çoğunluğunu asker ailelerin oluşturduğu yerleşim yeri,
ipek böcekçilği ve çiftçilik yapılan vodinaya uzaklığı 35 km olan karacaova ( karacaabat ) bölgesindeki gustulüp köyü
osmanlı zamanında köyde 2 cami 1 mescit 3 su değirmeni -evler büyük bahçeler içinde yüksek duvarla çevrili sokakları geniş haftada bir pazar kurulan köyün ortasından dere geçen büyük çınar ağaçları bulunan komşuluk ilişkileri iyi olan müslüman türklerin oturduğu yerleşim yeri.
1923 yılında yapılan lozan antlaşması gereği 1924 yılında mübadelede köyde oturan türkler ordaki mallarına karşılık türkiyede yer verilerek istanbul sarıyer bahçeköy, edirne kıyık, izmir alaçatı. çanakkale bigaya . ve bursa gürsuya yerleşmişlerdir
.bu köyede mübadelede yolava elmalı köyü ve çorumdan hiristiyan rumlar yerleştirildi .köydeki rumların % 50 si türkçe bilmektedir.gustulüp mübadeleden sonra konstantia adını almıştır.
türkler zamanından çeşme ve yanındaki çınar ağacı ve üç tane ev durmaktadır.köyün arka yamaçları dağlık önü ova gelişmiş güzel bereketli topraklara sahip , köyün ortası ndaki çarşı karşılıklı binalar , kilise ve sağlık ocağı bulunmakta.
gustulüp 40 köy ve kaymakçalan dağları sınırı içindedir köyler birbirine yakındır
gustulüp (kosteloyp)(konstantia) (gastelop )1920 yılında köyün müslüman nüfusu 1197 olarak kayıtlarda gözükmektedir.
1912 balkan savaşları sonrasında yunanistan topraklarına dahil oldu.
mübadeleden sonra 1925 yılında köyün gustulüp (kosteloyp) olan adı konstantia olarak değiştirildi |
|
 |
| Ad-Soyad:hüsnü yazıcı E-Posta:market1964@mynet.com |
| Adres: türkiye-istanbul-sarıyer Tarih:17.01.2010-20:49 |
Mesaj:  |
| karacaova
yunanistanın mekodanya bölgesi vodina ( edessa ) kentinin bulunduğu yükseltiler ile kaymakçalan dağları arasında kalan ovalık bölgeye verilen ad.
osmanlı zamanında selanik sancağına bağlı müslüman türklerin oturduğu yerleşim yeri. 1923 yılında yapılan mübadelede lozan antlaşması gereği burdaki 20.000 müslüman türk - türkiyeye yerleşti. türkiyedende hiristiyan rumlar bu bölgeye yerleştirildi.
1323 yılında vodina karacaova ve yenicei vardar nahiyelerin birleştirilmesiyle karacaabad kazası kuruldu .iki yıl sonra ayrılıp tekrar eski adlarını aldı.
karacaova yunanistanın kuzey sınırına yakın bir ova içinde osmanlı devletinin rumeli beylerbeyi evronos gazinin komutanlarından karaca paşa tarafından alındığı için bu ovaya karacaova demişler bu bölgeden mübadil olarak gelenlere karacaovalı diyorlar
KARACAOVA İSTATİKLERİ
DEVLET ARŞİVİ
imam 17
yazıcı 23
molla 339
hafız 149
hoca 110
öğretmen 7
müderris 5
kadı 1
tüccar 40
ipekçi 634
kozacı 526
çiftçi 5871
bakkal 30
kahveci 18
fırın 3
berber 11
kuaför 1
terzi 4
usta 11
kunduracı 10
tütüncü 7
kalfa 2
pehlivan 35
yörük 25 aile
arnavut 22 aile
tatar 3 aile
boşnak 28 aile
mısırlı 23 aile
arap 13 aile
kıpti 1 aile
pomak- florina-selanik katrin kazası-siroz-drama
yenice vardar- toplam 61 aile
diğer nüfus türk aileler
karacaova gelen aile 8130
eşler ve çocuklar dahil değildir
istanbul-edirne-izmir-bursa-çanakkale
amasya-samsun-konya-vesaire ailelerin yerleştiği yerler
MÜBADELEDE KARACAOVA KÖYLERİNDEN GELENLER
gustulüp(gastelop)konstantia
fuştan-kozişan-sepiska-karalat-notya-ıslatana-bizova-nohor-karadere-manastırcık-
provişte-podrum-polyan-toromanlı-tresine-rodine-kapenyan-gabarişte-süren-drağman-trestenik-ransilaf-çerneş-ustrovine-istrapeşte-pirbodişte-lofçova-nüviye-toderçe çiftliği
8130 aile geldi kayıtlarda eşler ve çocuklar dahil değil
GUSTULÜP-489
FUŞTAN-592
KOZİŞAN-315
karalat-243
manastırcık-119
ıslatana-266
bizova-198
notya-781
karadere-98
podrum-117
ustrovine-105
çerneş-178
lofçova-1
trestenik-377
toromanlı-10
gabarişte-183
süren-418
sepiska-343
nohor-226
pirbodişte-297
drağman-383
Nüviye -1
kapenyan-468
SIRASIYLA EN ÇOK MÜBADİL GELEN 5 KÖY
NOTYA-781
FUŞTAN-592
GUSTULÜP-489
KAPENYAN-468
SÜREN-418
|
|
 |
| Ad-Soyad:zihni sinir sinir E-Posta:zihnisinir75@gmail.com |
| Adres: izmir Tarih:13.01.2010-21:32 |
Mesaj:  |
| 21.yy en büyük şairi kabul edilen Onur Sezgin’in Tiyatral Şiir için yazmış olduğu denemelerden en kısa olanlarııdır. Şiirleri dikkatlice okuyup inceledikten sonra daha detaylı bilgi edinmek ve bu yeni oluşum hakkında düşüncelerinizi iletmek için,Yeni kurulmuş olan ( onur-sezgin.tr.gg) adlı websitesini ziyaret edebilirsiniz.
Not: Bu adres, yalnızca uluslar arası “sir” ve “Baronet” unvanı olan edebiyatçılar için, West Minister ve Cambiridge okulu tarafından verilir… Başına (www.) diye bir ekleme yapmanıza gerek yoktur.
prf. dr. Zihni SİNİR ( Şairleri koruma ve geliştirme derneği as başkanı )
1.perde 2.kısım ( 2008 Türkiye'si )
ÜSTÜ ÖRTÜLÜ GERÇEKLER,
BİR BİR AÇIĞA ÇIKIYOR ŞİMDİ
DOĞANIN YASALARI,
GECENİN KARANLIĞINA GİZLENMİŞTİ YA,
TANRI “EDİSON DOĞSUN” DEDİ
VE IŞIĞA BOĞULDU HERŞEY
Onur Sezgin 23/11/2008
AYAK TABANLARINDA OLUŞAN HER NASIR;
BİR ACI VERİR İNSANA
TÜKETİLEMEYEN BAZI ARZULARDAN MI?
YOKSA BOŞA ÇIKAN UMUTLARDAN MI?
BİLİNMEZ YA,
AK DÜŞMÜŞ HER SAÇ TELİNİN ARDINDA
BİR GÖZYAŞI SAKLIDIR
ÇIKMAKLA İŞLEDİĞİ SUÇA ÜZÜLÜP AĞLARCASINA
Onur Sezgin 21/07/2008
2. perde 1. kısım ( Metafizik Usulü Ayrılığın Koordinatları )
İKİMİZ DE TEK BAŞINA KALDIK ŞİMDİ
AMA BEN,
DAHA BÜYÜK BİR ŞEHİRDE,
DAHA KALABALIK BİR CADDEDE KAYBOLDUM
ÇEVREMİ SARAN BU UĞULTU,
BENİ HİÇ BİLMEDİĞİM BİR YÖNE SÜRÜKLÜYOR
BAŞIMDA HAFİF BİR AĞRI,
AYAKLARIM YORGUN
PUSULAM KAYIP!
Onur Sezgin 8-12-2008
1. perde 2. kısım ( Bir Mutluluk Şarkısı )
DÜNYAYI BİR SU DAMLASININ İÇİNDE GÖRMEK
− NE GÜZEL!
VE BİR KIR ÇİÇEĞİNDE CENNETİ
ZAMANI KUM SAATİNİN İÇİNDE SIKICA TUT!
BAK, SONSUZLUK ELLERİNDE İŞTE!
YAŞLILIK KORKUTMASIN ARTIK SENİ
AÇLIK VE ÖLÜM DE
İSTERSEN GÜNEŞİ VEREBİLİRİM SANA
ESKİDEN BAHÇEDE OYNADIĞIM YERDE
AMA BANA İNANMADIĞINI SÖYLEME
BEN BİR MUTLULUK ŞARKISI YAZDIM
HER ÇOCUK DİNLEYİP SEVİNSİN DİYE
Onur Sezgin 12/10/2008
“KÜSKÜNÜM BENİM”
BEN ONA BÖYLE DERDİM ÇÜNKÜ
KABUL EDİYORUM BİRAZ HASSAS VE KIRILGANDI
KÜSTÜRMÜŞÜM ONU…
VE BİR GÜN…
KOPARDILAR ONU BENDEN
MAKASIN BİLEŞEN UÇLARI,
KESİP AYIRDI KUTSAL SAÇI BEDENİMDEN
SONSUZA KADAR…
VE O ZAMAN, ONUN (SEVAL’İMİN)
GÖZBEBEKLERİNDEN ŞİMŞEKLER ÇAKTI
VE KARANLIK GÖKYÜZÜNDEN YAĞMURLAR BOŞALDI
HİÇ BİTMEYEN…
VARSIN BU HAVA, BU SU,
BU YERYÜZÜ KARGAŞALIĞA DÜŞSÜN
İNSANLAR, HAYVANLAR, KURTLAR KUŞLAR MAHVOLSUN!
SONSUZA DEĞİN LANETLİ OLSUN,
BU NEFRET EDİLESİ GÜN
EN GÜZEL, EN ÇOK SEVDİĞİM VARLIĞI
KAPIP GİTTİĞİ İÇİN
Onur Sezgin 30/11/2008
LODOS YİNE SERT ESİYOR,
YAĞMUR DAMLALARINDA HİÇ BİTMEYEN BİR TELAŞ
UZAKLARDA ÇOK UZAKLARDA BİR BEBEK AĞLIYOR
DÜNYA BİR EKONOMİK KIRİZ İÇİNDE
ANCAK İLHAM PERİM ÜMİTSİZ DEĞİL
Onur Sezgin 29/11/2008
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
En Çok Okunanlar |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|